Dost Arama: Kurtuluşun Kendinsin

Aytekin Çınar

Yayınlanma Tarihi: 16 Nisan 2026
Okunma: 43
Dost Arama: Kurtuluşun Kendinsin
Günümüz dünyasında vahşi kapitalizm, kendi markalarını ve sömürü düzenini ayakta tutacak algoritmalar ve düzenlemeler inşa eder. Demokrasi kılıfı altında, sanki özgür seçimler varmış illüzyonu yaratarak iş birlikçilerini sahaya sürer. Böylesi bir yapıda yerli ve milli unsurların kendilerine yer bulabilmeleri oldukça güçtür. Peki, bu kuşatıcı algoritma her alanda geçerli midir? Ne yazık ki cevap evet olacaktır.
Örneğin, günümüz kültür dünyasında ünlü bir yazar olmanız ya da kitaplarınızın "çok satanlar" listesine girmesi için bu soygun sisteminin çarklarına su taşımanız gerekir. Vahşi kapitalizmin ödül ve yükselme mekanizmaları belirli kalıplara bağlıdır; pek çok kişi bu gerçeği göremez ki bu körlük de aslında algoritmanın bir parçasıdır. Bu genel tablonun içinde, algoritmanın dışına çıkan yerli ve milli bir yazarın, Açina’nın hikâyesine yakından bakalım.
Bozok Yaylası’ndan Başkent’e: Bir Varoluş Mücadelesi
Açina, Orta Anadolu’nun yoksullukla yoğrulmuş topraklarında, Bozok Yaylası’ndaki Türkmen Yenikışla köyünde dünyaya gözlerini açtı. İlkokulu, henüz elektriğin ulaşmadığı bu mahrumiyet bölgesinde bitirdi. Beş erkek kardeşin ikincisiydi; babası ise bir sınıf öğretmeni... Babası, çocuklarının geleceği için tek çıkış yolunun eğitim olduğunu biliyordu ve bu uğurda Ankara’ya tayin istedi. Ankara’da tutunmaya çalıştıkları yer, kentin en yoksul ve gelişmemiş bölgelerinden biri olan Mamak ile Kayaş arasında kiralık bir gecekonduydu.
Açina’nın okul hayatı büyük başarılarla doluydu. Binlerce kitap okumuş, özellikle Türk ve dünya şiirine dair okunmadık eser bırakmamıştı. Matematik öğretmeni olduktan sonra bile her gün en az bir gazete alıyor, belki de aradığı o gerçek "dostu" gazete sütunlarında arıyordu. Oysa Ömer Hayyam asırlar öncesinden şöyle sesleniyordu:
"Durmadan kurulup dağılan bu yerde hiçbir dost arama; güvenilir bir sığınak hiç! Bırak acı yüreğinde konaklasın, olmaza çare arama. Kimse sana gülmeden sen acıya gülümse, yaşamana bak."
Bir İlk Eser ve Hayal Kırıklığı
Açina, uzun süre sadece kendisi için yazdı; şiirler, öyküler biriktirdi. Sonunda, edebi denizlere ve okyanuslara açılmak gayesiyle bir öykü kitabı çıkardı. Oldukça heyecanlıydı; bir o kadar da mahcup ve çekingen bir tavırla kitabını yakın çevresine tanıtmaya çalışıyordu. Bir yazarın, henüz filizlenen bir fidan gibi korunmaya ve desteğe en çok ihtiyaç duyduğu o hassas dönemdeydi.
2019 yılının Temmuz ayında, "En Büyük Matematikçi" adlı öykü kitabı raflardaki yerini aldı. Açina, büyük bir heyecanla bir arkadaşını aradı. Kısa bir hal hatır sormanın ardından, kitabının tüm kitabevlerinde ve internet platformlarında satışa çıktığını müjdeledi. Karşı taraftan "Çok sevindim, hemen alıp okuyacağım" gibi motive edici bir söz beklerken, duyduğu cümleler onu adeta şoka uğrattı: "Şu an tatildeyim, tatil bittikten sonra uygun bir zamanda bakarım. Hadi bana eyvallah!"
Telefon kapandığında Açina sarsılmıştı. Ancak bu sarsıntı, yine Ömer Hayyam’ın dizeleriyle bir vakara dönüştü:
"Yakınma bu dünyada dostların azlığından, birkaç can dostundan öte umursamaz hiçbiri."
Kendisini bir an için fırtınaların ortasında, limandan uzaklaşan çaresiz bir kayığın kaptanı gibi hissetse de hakikat yine aynı şairin dizelerinde saklıydı:
"Hakikat meyvesini devşirmeden yola çıkma ey yolcu! Bilgi ağacından çalacağın bu gerçek, sana geçmiş ve gelecek günlerin, yaratılışın aldatıcı ilk gününden hiçbir farkı olmadığını öğretecek."
Cağaloğlu’nda Bir Duruş
2019-2020 eğitim-öğretim yılı eylül ayında, liselerdeki branş zümreleri toplanıyordu. Açina, kendi ilçesini temsil eden matematik zümre başkanı olarak İstanbul’un tarihi semti Cağaloğlu’ndaki Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde düzenlenen toplantıya katıldı. İstanbul’un 39 ilçesinden gelen meslektaşlarıyla bir aradaydı.
Toplantı bittiğinde, omzundaki siyah askılı çantasından "En Büyük Matematikçi" kitaplarını çıkardı. Arkadaşlarına tek tek imzalayarak takdim etti. Salonun o resmi havasından çıkıp Cağaloğlu’nun tarihi sokaklarından Sirkeci’ye doğru yürürken, artık ne bir "dost" arayışındaydı ne de sistemin algoritmalarına teslim olmaya niyetliydi. Anlamıştı ki; gerçek kurtuluş, insanın kendi içindeki hakikate tutunmasından ibaretti.
