AçınaAÇİNA
Pisagor Teoremi
Makale

Pisagor Teoremi

Yıl 1998... İstanbul Beşiktaş’taki Etiler Anadolu Lisesinde matematik öğretmeni sınıftan içeri girer. Öğrencilerin hepsi saygıyla ayağa kalkıp içtenlikle "Hoş geldiniz hocam" derler. Bu sıcak karşılama öğretmen için harika bir motivasyon kaynağı olur. Yoklamayı alıp sınıf ortamını süzdükten sonra derse başlar.

Günün konusu Pisagor Teoremi’dir. Ancak matematiğin soğuk ve mesafeli yüzünü sevimli hale getirmek isteyen öğretmen, konuya hemen popüler bir şehir efsanesiyle giriş yapmaya karar verir:

Sevgili öğrenciler, der, şu meşhur Pisagor var ya...

Tüm sınıf merak ve dikkatle dinlemeye başlar:

Evet hocam?

İşte onun bir sevgilisi vardı...

Lise çağındaki gençlerin heyecanı ve ilgisi bir anda tavan yapar. Öğretmen tahtaya büyükçe bir dik üçgen çizer. Dik açının karşısındaki kenarı göstererek anlatmaya devam eder:

Bu dik açının karşısındaki kenarın adı Hipotenüs’tür. Çünkü en büyük açının karşısında daima en büyük kenar bulunur. Peki, kimdir bu Hipotenüs? Pisagor’un uzatmalı sevgilisinin adı!

Sınıfın arka sıralarından bir öğrenci mırıldanır:

Bak sen Pisagor’a! Sevgilisinin adını gitmiş en büyük kenara vermiş, helal olsun...

Öğrenciler dersi adeta bir aşk hikayesi dinler gibi pürdikkat izlemeye başlarlar. Öğretmen fırsatı kaçırmadan teoremi tanımlar:

Pisagor Teoremi der ki: Bir dik üçgende, iki dik kenarın uzunluklarının kareleri toplamı, en uzun kenar olan hipotenüsün karesine eşittir.

Ders örneklerle, 3-4-5 gibi özel üçgenlerle devam eder. Sınıfta mükemmel bir öğrenme iklimi oluşmuştur. Öğretmen çaktırmadan problemleri çözerken tanımı tekrar tekrar dile getirir: "Bir dik üçgende iki dik kenarın uzunluklarının kareleri toplamı, hipotenüsün karesine eşittir..."

Tam o sırada bir öğrenci elini kaldırır:

Hocam, az önce tam 43 kere Pisagor teoremini tekrar ettiniz! Bir kere daha tekrar ederseniz otobüs Malatya’ya varmış olacak.

Öğretmenin gözleri uzaklara dalar:

Ah... Malatya’da öğretmenlik yapmıştım. Hâlâ unutamam, Malatya kalbimin tam ortasındadır...

Lafı alan başka bir öğrenci ise iddialı bir çıkış yapar:

Hocam çok güzel anlattınız. Hâlâ Pisagor teoremini anlamayan varsa öküzdür!

Tam o anda, sınıfın ortalarından bir başka öğrenci mahcup bir edayla parmak kaldırır:

Şey... Hocam, şu Pisagor teoremini bir kez daha tekrar edebilir misiniz?

Öğretmen tam tanımı yeniden yapmaya hazırlanırken, az önce "43 kere tekrar ettiniz" diyen öğrenci aklına gelir. Diğer öğrenci "Anlamayan öküzdür" diyerek kendince konuyu çok iyi kavradığını ima etmişti. Öğretmen, sayma konusunda pek usta olan bu öğrencisine bir fırsat vermek ister:

Aferin, konuyu madem çok iyi anladın; Pisagor teoremini bir kez de sen tekrar et arkadaşına.

Öğrenci bir an duraklar. Aslında kendisi de tanımı tam olarak ezberleyememiştir. Ancak kıvrak bir zekayla duruma müdahale eder:

Hocam, size saygısızlık etmek istemem. Malatya’da da öğretmenlik yapmış birisiniz... Pisagor teoremini 44. kez tekrarlama onuru ancak ve ancak size yakışır öğretmenim!

Oysa öğretmenine az önce "43 kez tekrarladınız" derken gayet nettir. Bu kıvrak hamle üzerine sınıftaki diğer öğrenciler durumu anlar ve koro halinde tembellik eden arkadaşlarına tempo tutmaya başlarlar:

Söyle! Hadi söyle, madem biliyorsun söyle!

Öğrenci mahcup bir halde ne yapacağını bilemezken imdadına tenefüs zili yetişir. Sınıftaki öğrenciler belki de ilk defa zilin çalmasına üzülürler; öğretmen ise içten içe sevinir. Çünkü "öküz" kelimesi yüzünden sınıfta oluşan o gergin iklimin daha fazla uzamasını ve öğrencinin mahcup olmasını istememektedir.

Öğretmen çantasını alıp sınıftan çıkmak üzere kapıya doğru yürür. Tam eşikte duraklayarak sınıfa döner:

Sevgili öğrenciler, ödevinizi açıklıyorum: Pisagor teoremi deftere tam 44 kez yazılacak!

Sınıfta hafif bir uğultu yükselirken öğretmen tebessümle devam eder:

Yalnız bu ödevi tüm sınıf değil, sadece tek bir kişi yapacak. O da benim Pisagor teoremini 43 kez tekrarladığımı söyleyen arkadaşınız! Saymayı bu kadar iyi bildiğine göre, defterine 44 kez Pisagor teoremini yazmak onun için hiç zor olmasa gerek.

Öğretmen sınıftan çıkarken arkasında çılgınca alkış tutan bir sınıf bırakır. Çünkü ödev kendilerine verilmemiştir ve günün kazananı yine tatlı bir disiplin anlayışı olmuştur.